Makaleler

Rekabet Hukuku

Rekabet Hukuku

KISALTMALAR

ATM : Asliye Ticaret Mahkemesi
a.g.e. : Adı Geçen Eser
bknz. : Bakınız
c : Cilt
dp : Dipnot
E. : Esas
ETDHK : 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun
ETTK : 6762 Sayılı Eski Türk Ticaret Kanunu
e.t. : Erişim Tarihi
HD : Hukuk Dairesi
K. : Karar
Mah. : Mahkemesi
m. : Madde
p. : Paragraf
s. : Sayfa
Sy. : Sayı
T. : Tarih
TBK : 6098 Sayılı Türk Borçlar Kanunu
TDK : Türk Dil Kurumu
TKHK : 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun
TMK : 4721 Sayılı Türk Medeni Kanunu
TRHTUY : Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği
TTK : 6102 Sayılı Türk Ticaret Kanunu

UNICEF : United Nations International Children & Emergency Fund
vd. : ve devamı
Yarg. : Yargıtay

GİRİŞ
Sermaye birikimi, teknoloji, bilim ve sanayi alanındaki gelişmeler sayesinde ürün ve hizmet çeşitliliği oldukça artmıştır. Bu artışa bağlı olarak da piyasada üretici ve tüketici açısından hareketlilikler doğmaya başlamıştır. Bu durumdan maksimum düzeyde fayda sağlamaya çalışan piyasa katılımcılarının öncelikle belli bir ekonomik sistem içinde var olmaları gerekmektedir. Sistemin oluşması ancak toplumun hukuk düzeni tarafından gerçekleştirilebilir. Geçerli olan hukuk düzeni tarafından oluşturulan sistem ise serbest piyasa ekonomisine dayanmaktadır. Bu sistemin karakteristik bir özelliği olarak rekabet etme, serbest ekonominin ayrılmaz bir parçası olmaktadır. Rekabet bir hak olarak kabul edilmiştir ve bunun doğal sonucu olarak da korunması gerekmiştir. Rekabet hakkının sınırlarının çizilmesi ve kötüye kullanılması halinde yaptırımlara bağlanması hukuk düzeni tarafından sağlanacaktır. Bu durum rekabetin hukuki kısmını oluşturmaktadır. Rekabet ortamı içinde faaliyet gösteren tüm piyasa katılımcılarının rekabet hakkını ortadan kaldıran veya bu hakkın kullanılmasını güçleştiren iyi niyet kurallarına aykırı her türlü hareket haksız rekabeti oluşturacaktır.
Haksız rekabete ilişkin hükümler esas olarak 6098 sayılı TBK 57. Maddesi ile 6102 sayılı TTK 54-63. maddelerinde düzenlenmektedir. 2012 yılında yürürlüğe giren 6102 sayılı TTK yeniliğinden önce, 1957 yılından beri yürürlükte kalmış olan 6762 sayılı Ticaret Kanununda da haksız rekabete ilişkin ayrıntılı düzenlemeler yer almaktaydı. Bu kanunun haksız rekabeti düzenleyen hükümlerinde öncelikle haksız rekabetin tanımı yapılmış, daha sonra haksız rekabet halleri ile ilgili örneklere değinilmiştir. 6102 sayılı TTK’da ise haksız rekabetin tanımı yer almamıştır. Yeni Kanun, tıpkı 6762 sayılı TTK’da olduğu gibi haksız rekabet hallerini sınırlayıcı olmayan şekilde saymıştır. Ayrıca, kanunda 54. madde ile belirtilen amaç ve ilkelere aykırı ortaya çıkan her davranışın haksız rekabet olarak nitelendirilmesi gerektiği vurgulanmıştır. 6762 sayılı TTK’da 10 bent halinde sayılan haksız rekabet halleri, 6102 sayılı Kanunun 55. Maddesi ile 6 bent ve 23 alt bent olarak genişletilmiştir. Bu yeni haksız rekabet hallerinden biri ise, çalışmamızın konusunu oluşturan saldırgan satış yöntemleridir.
Çalışmamızda Türk hukukuna ilk kez 6102 sayılı TTK ile giren saldırgan satış yöntemlerinin nasıl meydana geldiği ve hangi unsurları bünyesinde barındırması gerektiği ele alınacak; saldırgan satış yöntemleri açısından sorun teşkil eden bazı kavram ve hukuki kurumlar inceleme konusu yapılacaktır. Son kısımda ise bu tür davranış ve uygulamalar meydana geldiğinde ne tür yaptırımların uygulanacağına değinilecektir.

1.GENEL OLARAK

Haksız rekabet, ticari faaliyette bulunan rakipler arasında, diğerlerinden öne geçme ve iktisadi başarı sağlama amacıyla yapılan yarışma olarak tanımlanır.
Rakipler başarıya ulaşmak için üstünlüklerini sergilemektedir. Konu bahis olan üstünlükler, sözleşmenin karşı tarafının sunulan mal ve hizmetleri tercih etmesini sağlayan fiyat, kalite, markanın bilinirliği gibi faktörler; reklam gibi tanıtım ve müşteriyi etkileme araçları veya işletmenin verimini artırmak, değişen koşullara uyum sağlamak, yenilikleri takip etmek şeklinde ortaya çıkabilmektedir. Söz konusu faktörler üzerinde tarafların üstünlüklerine dayanan iktisadi alandaki rekabet; başarı rekabeti olarak adlandırılırken karşı tarafa sunulan tercih sebeplerinin meşru vasıtalara dayanmaması, dürüstlük kuralına aykırı davranılması durumunda yapılan rekabet ise haksız rekabet olarak tanımlanmaktadır.
Haksız rekabet hukuku açısından dürüst rekabetin en önemli özelliği, tarafların başarıya haksız bir nedenle veya karşı tarafa kural dışı davranma yoluyla değil çalışarak ve yeteneklerine dayanarak ulaşmasıdır. Haksız rekabet ise öne geçmek amacıyla yapılan faaliyetin dürüst kabul edilmeyen uygulamalara dayanması şeklinde ifade edilmektedir. Haksız rekabet düzenlemeleri, söz konusu rekabetin yapılış tarzıyla; meşru olup olmamasıyla ilgilenmektedir. Haksız rekabet normlarının amacı da rekabet faaliyetinde dürüst kabul edilmeyen araçların ve usullerin kullanılmasının engellenmesidir.
6102 sayılı TTK hazırlanırken İsviçre Hukuku esas alınmış ve 1986 tarihli İsviçre Haksız Rekabete Dair Federal Kanunundan faydalanılmıştır. Bu Kanundan yararlanılarak yapılan değişikliklerden biri de, 6762 sayılı TTK’da kısıtlayıcı olmayıp örnekleyici şekilde 10 bent halinde sayılan haksız rekabet hallerinin genişletilip 6 bent ve 23 alt bende çıkarılmış olmasıdır. Bu yeni haksız rekabet hallerinden biri de, TTK m. 55/I, a-8’ de düzenlenmiş olan müşterinin karar verme özgürlüğünü saldırgan satış yöntemleriyle sınırlamaktır.
6762 sayılı TTK’da hakkında hüküm bulunmayan, 6102 sayılı TTK’da ise genel bir düzenleme ile tanımı verilen bu hal, aslında uygulamada sıkça karşımıza çıkan bir haksız rekabet halidir. Türkiye’de saldırgan satış yöntemleriyle ilgili içtihat ya da düzenleme bulunmamaktaydı fakat Alman ve İsveç öğretisinde müşterinin karar alma ve seçim yapma sürecinde etkilendiği her türlü uygulama, haksız rekabet olarak kabul edilmekteydi. Daha sonra 2004 tarihli Alman Haksız Rekabet Kanunu ile haksız rekabet hukukunun liberalleşmesi nedeniyle tüketici modeli değiştirilerek müşterinin özgür bir şekilde karar alma iradesini etkileyecek saldırgan satış yöntemleri üzerine yoğunlaşılmaya başlanmıştır. İsviçre öğretisinde de katı olan bu durum değişmeye başlamış, nihayetinde 1986 tarihli İsviçre Haksız Rekabete Dair Federal Kanun’a “özellikle saldırgan satış yöntemleri” ifadesi getirilmiştir. Haksız rekabetin oluşması, tüketicinin karar verme özgürlüğüne yapılan baskının boyutuna ve şekline bağlı kılınmıştır. Türkiye’de de saldırgan satış yöntemleriyle ilgili bu hüküm 6102 sayılı TTK’ da, İsviçre hukukunda düzenlendiği şekilde kaleme alınmıştır. Saldırgan satış uygulamalarının haksız rekabet hukukuna dahil edilmesinin amacı, müşterinin iradesinin ticari ahlak kurallarına aykırı olarak etki altına alınmasıdır. Zira bir müşterinin sunulan mal ve hizmetlerden birini tercih etmesinin sebebi o mal veya hizmetin fiyatı, kalitesi, sunum şekli ve herhangi bir şekilde ihtiyaca cevap verebilmesidir. Ancak bu unsurların söz konusu olduğu bir rekabet ortamında dürüstçe serbest yarış yapılabilir.

2. SALDIRGAN SATIŞ YÖNTEMLERİYLE ORTAYA ÇIKAN HAKSIZ REKABETİN ŞARTLARI

2.1. SALDIRGAN SATIŞ YÖNTEMLERİNİN KULLANILMASI
TTK’ da düzenlenen yeni haksız rekabet hâllerinden biri de saldırgan satış yöntemleridir. TTK m.55/1/a-8 uyarınca, müşterinin karar verme özgürlüğünü özellikle saldırgan satış yöntemleri ile sınırlamak, haksız rekabet teşkil ederek dürüstlük kuralına aykırıdır. Amaç, öncelikle tüketicilerin ve diğer işletmecilerin ticari ve/veya ticari operatörlerin seçim özgürlüğünü, hizmet veya mal sözleşmesinin imzalanmasından önce, sırasında ve sonrasında gereksiz etkilerden korumaktır.
Kanundaki “özellikle saldırgan” ibaresi hükmün uygulanabilmesinin şartıdır. Her saldırgan satış yöntemi, haksız rekabet durumunu oluşturmaz. Aksi halde tüm işportacıların, kamyon veya minibüsten satış yapanların, otomobile el sallayıp sizi lokantasına davet edenlerin bu hükmün kapsamına girmesi gerekmektedir. Önemli olan saldırganlığın özellik taşıması ve müşteriyi adeta köşeye sıkıştırmasıdır.
Hükümde sözü geçen “saldırgan satış yöntemlerinden” kasıt, müşterinin, kendisini satın alma mecburiyetinde hissetmesine yol açan yöntemlerdir. Reklam seyahatlerinde psikolojik yönden baskı yapmak, sıradan bir satış teklifini eşi benzeri olmayan bir imkanmış gibi tanıtmak, her hangi bir sipariş olmadığı halde malı kendiliğinden adrese postalamak ve benzeri davranışlar bu madde kapsamında değerlendirilir.
Müşterilerin karar verme özgürlüğünü sınırlamak, haksız rekabetin ortaya çıkması açısından yeterli olup, haksız rekabetin varlığını kabul etmek için saldırgan satış yöntemlerinin kullanılması gerekmez eğer bu yöntem kullanılırsa müşterinin karar verme özgürlüğü kısıtlanmış olur. Müşterinin karar verme özgürlüğünün kısıtlanmasına sık sık telefonla arama yapılması, mesaj ya da mail gönderilmesi, engelli vatandaşlar üzerinden satış yapılmaya çalışılması gibi yöntemler örnek gösterilebilir. 6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile düzenleme yapılarak ticari amaçlı elektronik ileti gönderimi için alıcıların onaylarının alınması zorunluluğu getirilmiştir.
Hükümde sözü geçen saldırgan satış yöntemiyle karşılaşan tüketiciler bu maddenin yanı sıra TKHK m. 6270 uyarınca koruma talep edebilirler. Bu maddeye göre, müşteriye yönelik haksız ticari uygulamalar yasaktır.

2.1.1. SATIŞ YÖNTEMLERİ
TTK m. 55/1-a, 8 hükmünün uygulanması için gerekli olan şartlardan biri de saldırgan nitelikte uygulanacak olan satış yöntemleridir. Satıcılar tarafından, satış hedeflerine ulaşmak için olası müşterilerle etkileşim içinde olarak bir takım satış taktiği, tekniği ve yöntemleri kullanılmaktadır. Satışlar kendiliğinden gerçekleşmeyeceğinden kararsız müşterinin mal ve hizmete çekilmesi açısından, bu teknik ve yöntemlerin uygulanması gereklidir. Satış taktiklerinin saldırgan nitelikte olması halinde, haksız rekabet meydana gelmektedir ve rekabet hukuku devreye girmektedir.
Saldırgan nitelikte olması gereken sözleşme türü satış sözleşmesidir. O halde saldırgan nitelikte uygulama ve davranışlar, sunulan mal veya hizmeti satmaya yönelik olması gerekmektedir. Kullanma hakkını devreden tüm sözleşmelerin, borçlar hukukunda düzenlenen her türlü sözleşmenin ve tüketici kredi sözleşmelerinin kapsama dahil olacağı belirtilmiştir. Bu şekilde hükmün işlerliği artırılmış olacaktır.

2.1.2.SALDIRGANLIK UNSURU
Satışın saldırgan nitelik taşıması sindirme, zorlama, ve aşırı etki unsurlarını taşımasına bağlıdır. Saldırgan satış yöntemlerinin kapsamı belirlenirken, o yöntemde sindirme, fiziksel zorlama da dahil olmak üzere nüfuzun kötüye kullanılması ve cebir unsurlarının olması gerekir. Saldırgan satış yöntemi ortaya çıkması için bu üç unsurunda bulunması şarttır.
Bu unsurların yanında, saldırganlığın oluşup oluşmadığını belirleme açısından Direktif m. 9’dan da yararlanılabilir. Bir satış yönteminin cebir, taciz, zorlama ve aşırı etki unsurlarını barındırıp barındırmadığı belirlenirken, m. 9’da sayılan unsurların da dikkate alınması gereklidir. Tercüme edilen bu unsurlar Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği m. 31/II’ de de yer almaktadır. O halde;
(a) zamanı, yeri, mahiyeti veya devamlılığı;
(b) tehdit ya da hakaret içeren söz veya davranışlar içermesi;
(c) tüketicinin muhakeme yeteneğini bozan ve tacir tarafından da bilinen belirli bir felaket ya da aynı vahamette bir başka durumun tacir tarafından tüketicinin ürüne ilişkin kararını etkilemek için kötüye kullanılması;
(d) tüketicinin sözleşmeyi feshetme ya da başka bir ürün veya tacire yönelme gibi sözleşme kapsamındaki haklarını kullanmak istemesi karşısında tacir tarafından uygulanan ağır veya orantısız sözleşme dışı engeller;
(e) yasal olarak yapılmaması gereken bir eylemde bulunulacağı tehdidi. Bu durumda beş madde halinde sayılan bu faktörler, bir uygulamada sindirme, veya aşırı etkinin varlığının belirlenmesinde yardımcı ve referans faktörler olacaktır.
Söz konusu bu üç unsurun hepsi eşit öneme sahiptir. Zira bazı satıcılar vardır ki, sırf müşteriyi isteği doğrultusunda hareket ettirmek ve karar verdirmek için aynı anda bir çok yol ve yöntemi kullanmaktadır. Bu yöntemler kendi içinde üç unsuru birlikte bulundurabilmenin yanında sadece tek unsuru da bulundurabilir. Bu üç unsurdan birinin bile uygulamada bulunması halinde, uygulama saldırgan olarak kabul edilmektedir.

2.1.2.1. Sindirme( Taciz)
Sindirme kelimesinin anlamı TDK’ da ‘‘Hoşa gitmeyen bir davranışı karşılıksız bırakmak, içine atmak.’’ olarak tanımlanmıştır. Haksız rekabette sindirme eylemi müşterinin özel hayatını ele alır ve müşteri üzerinde psikolojik baskı kurularak müşterinin malı alması amaçlanır. Sindirme eylemine örnek olarak satıcıların sabahın erken saatlerinde müşterinin kapısına gidip sözleşmeyi imzalayıncaya kadar gitmeyeceğini söylemesi veya telefonla satış yapmak amaçlı bir müşteri arandığında, müşteri karşılığında satış teklifini reddettiğini söyleyip bir daha aynı şekilde kesinlikle rahatsız edilmek istemediğini dile getirmesine rağmen müşterinin ikinci kez aranması gösterilebilir. Arama taciz niteliği kazanacak ve saldırgan satış oluşturacaktır. Satıcının bu eylemleriyle sindirme gerçekleşmiş olur.
Tüketiciyi korumaya yönelik düzenlemeler sindirme fiilleri belirlenirken göz önüne alınmalıdır. Bu durumda düzenlemelerde genel olarak tüketiciyi taciz anlamına gelen ve yasaklanan davranışlar, saldırgan uygulamalar olarak kabul edilmekte ve haksız rekabet fiilini oluşturmaktadır. Sindirme niteliğindeki davranışların uygulanma sıklığı ve sayısı da, davranışın rahatsız edicilik niteliğine kavuşup kavuşmadığının önemli göstergesidir.

2.1.2.2. Zorlama (Baskı)
Psikolojik baskı altında yapılan satışlar saldırgan satış yöntemlerinin en etkili ve bilinen şekliyle ortaya çıkmış halidir. Müşteri oldukça güç bir psikolojik duruma sokulmaktadır ki bu satın alma zorunluluğunun altında kanun koyucu müdahale etmek ve bu durumu engellemek istemiştir. Bu psikolojik şekilde yapılan baskı, müşteriyi bir mal ve hizmeti satın alma konusunda, o mal veya hizmetle ilgisi olmamasına rağmen, müşterinin ılımlı tavrından yararlanarak çeşitli argümanlar kullanıp satın almaya ikna etme şeklinde ortaya çıkmaktadır. İkna etmekten anlaşılması gereken, müşterinin karar verme özgürlüğüne müdahalede bulunup baskı yoluyla karar aldırmaktır.
Baskı yoluyla yapılan satış yöntemleri müşterinin kendini satın alma mecburiyetinde hissettiği yöntemlerdir. Bunlara örnek olarak reklam seyahatlerindeki psikolojik baskılar gösterilebilir. Ünlü kaplıca yerleşkelerinde satıma sunulan devre mülkleri tanıtmak, reklamını yapmak amacıyla müşterilere bir kaç günlük ücretsiz kaplıca tatili yaptırmak bunlar arasındadır. Tatil sırasında müşterilere bu devre mülklerin saatlerce yoğun şekilde reklamı yapılıp, satın alınma konusunda ikna çalışmaları gerçekleştirilmekte müşterilere ücretsiz tatil yaptırılıp kaplıcaların imkanlarından yararlandıkları için bunun karşılığında mahcubiyet duygularıyla devre mülkleri satın almak zorunda hissedebilmektedirler.
Satışa sunulan mal veya hizmetin, satın alınmaması halinde sağlık yönünden tehlike doğacağını ima etmek de kişiyi korku altına alarak baskı kurulan diğer bir yöntemdir. Kişiyi cep telefonundan “uygun fiyata check-up kazandınız şekilde arayan özel hastanelerin o kişiyi check-up muayenesinin faydalarını uzun uzun anlatıp, alınmaması halinde bilinmeyen bir hastalığın erken zamanda ortaya çıkacağını ve kötü sonuçlara yol açacağını anlatmaları bu anlamda bir psikolojik baskıdır. Bu baskı sonucunda, olası alıcı kişi özellikle de yaşlı veya çabuk ikna edilebilecek bir kişiyse daha hızlı sonuç doğacaktır ve karar verme özgürlüğü sıhhat korkusu nedeniyle ortadan kalkacaktır.

2.1.2.3. Haksız Tesir
Direktifte diğer saldırganlık arz eden kavramlar içinde tek tanımı yapılmış olan kavram haksız tesir kavramıdır. Direktif m. 2/i ‘ye göre “tüketici üzerindeki nüfuzun, fiziksel güç kullanmadan ya da kullanma tehdidinde bulunmadan dahi tüketicinin bilinçli karar verme yetisini önemli ölçüde kısıtlayacak şekilde ve baskı uygulamak amacıyla kötüye kullanması” haksız tesiri eyleminin oluşmasını sağlar.
O halde anlaşılmaktadır ki haksız tesir olarak bahsedilen şey aslında, tüketici üzerinde herhangi bir ilişkiden doğan nüfuzun kötüye kullanılarak karar verme ve seçim yapma bilincini etkilemek ve kısıtlamaktır. Bu davranış saldırgan satış yöntemi kullanılarak ortaya çıkmış bir davranıştır. Haksız tesirin ortaya çıkması için müşteriye karşı güçlü bir pozisyonda olunması yeterli değildir aynı zamanda bu gücün müşteriye karşı kötüye kullanılması ve müşterinin karar verme özgürlüğünü etkilemesi gereklidir. Bu anlamda müşteri ile satıcı arasında belli bir nedene dayanan önceden başlamış ve halen devam eden sözleşmesel ilişki bulunmalıdır.
Örneğin müşteri ile tacir arasında arkadaşlık ya da hısımlık varsa tacirin nüfuzunun etkisini kötüye kullanarak müşteriye satım yapmaya çalışması saldırganlık sayılabilir. Fakat örnekteki kişiler arasında bir ilişkiden doğan nüfuz etkisi yoksa, ancak bir zorlama hali sayılacaktır.

2.2. MÜŞTERİNİN KARAR VERME ÖZGÜRLÜĞÜNÜ KISITLAMAK
Saldırgan satış yöntemlerinin tek başına kullanılması haksız rekabetin oluşması için yeterli değildir. Bu yöntemler müşterinin karar verme özgürlüğünü etkilemeli ve kısıtlamalıdır ki haksız rekabet gerçekleşmiş olsun.
Direktif m. 8 hükmünde ortalama tüketici kavramından bahsedilmiştir. Saldırgan uygulamaların ortalama tüketicinin seçim ve karar özgürlüğüne zarar vermesi gerektiğine değinilmiştir. Ortalama tüketici kavramı TKHK m. 62’ de de “haksız ticari uygulamalar” başlığı altında vurgulanmış ve saldırgan uygulamaların da dahil olduğu haksız ticari uygulamalarda ortalama tüketici grubu dikkate alınmıştır. Fakat Direktifte ve TKHK’ da ortalama tüketicinin tanımı yapılmamış olup, sadece tüketici kavramına değinilmiştir. Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 4. madde tanımlar başlığının (j) ifadesinde ise ortalama tüketiciyi “ticari veya mesleki olmayan amaçlarla hareket eden, tüketici işlemi ya da tüketiciye yönelik uygulamaların her aşamasında makul düzeyde bilgiye sahip olan gerçek veya tüzel kişi” olarak tanımlamıştır.
Bir haksız rekabet fiilinin her tüketici için tek tip etkisi olmaz ve dolayısıyla aynı sonuç doğmaz. Bu sebeple “ortalama tüketici” kavramı oldukça önem arz etmektedir. Zira ortalama tüketicinin, TKHK’ da tanımlanan tüketiciden farklı olarak bir saldırgan satış yöntemi karşısında her daim ihtiyatlı ve dikkatli olması gereklidir. Bu dikkat ve özen ölçüsü ise somut olayın tüm özellik ve şartları dikkate alınarak tüketicinin mal veya hizmete ilişkin bilgisi ve deneyimleriyle belirlenmelidir. (Direktif md. 8)

TTK’ nın amacı saldırgan satış yöntemlerine ilişkin koyduğu hüküm ile bazı durumlara ilişkin duyarlılığı, duyguları, özel durumları, akıl durumu ve sabrı ile sınanan ve bunun sonucunda sağlıklı bir şekilde karar verme özgürlüğü etkilenen ve bilgili, özenli, düşünülmüş ve haklı bir sözleşmesel karar vermesi engellenen tüketicileri koruma altına almaktır.

3. SALDIRGAN SATIŞ YÖNTEMLERİ BAKIMINDAN ÖZELLİK ARZ EDEN KONULAR
3.1. REKLAM VASITASIYLA ORTAYA ÇIKAN SALDIRGAN TİCARİ UYGULAMALAR

Önem arz eden konulardan bir diğeri de reklam vasıtasıyla yapılan saldırgan ticari uygulamalardır. Zira günümüzde reklam karşımıza çokça çıkan ve saldırganlık unsurunun kolaylıkla uygulandığı yöntemdir. Reklamın kolay uygulanabilirliğinin nedeni kitlelere hızlıca ulaşabiliyor ve kitleleri çok çabuk etkisi altına alabiliyor olmasıdır. Bu nedenle burada saldırganlık içeren reklamların haksız rekabet oluşturup oluşturmadığının incelenmesi gerekmektedir.

3.1.1. REKLAMIN TANIMI

Üreticiler satış faaliyetlerini artırarak kâr marjlarını en yüksek seviyeye taşımak isterler. Bunun için ise ürün veya hizmetlerinin ulusal ve uluslararası piyasada bilinmesini amaçlarlar. Ancak günümüzde çoğu zaman üretici ile tüketici arasında doğrudan bağlantının sağlanamamasından dolayı, ürün, hizmet veya faaliyetlerinin üstün niteliklerini tanıtma ve sürümünü artırmayı en etkileyici ve maliyet bakımından da en uygun yol olan reklamlar vasıtasıyla sağlanır.
Reklamın hukuki tanımı hususunda kanunlarda açık bir ifade yoktur lakin Türkiye Radyo-Televizyon Kurumu Reklam Yönetmeliği’nin tanımlar başlıklı 3.maddesinde reklam, “Bir ürünün, hizmetin, faaliyetin, kurumsal kimliğin sesli, görüntülü veya yazılı olarak tanıtımı...” olarak tanımlanmıştır. Ticari reklamlar ise, müteşebbislerin piyasaya sundukları veya sunmaya hazırlandıkları ürün, hizmet ve faaliyetleri hakkında mevzuata uygun bilgilendirme ile hedeflenen kitleye tanıtım yapılması ve bu sayede talep doğmasını sağlayan her türlü görsel veya işitsel iletimlerdir. 6502 Sayılı Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun md. 61/1 ile bu maddeye dayalı olarak hazırlanan Ticari Reklam Ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği md.4/1, n bendinde ticari reklam; “ticaret, iş, zanaat veya bir meslekle bağlantılı olarak; bir mal veya hizmetin satışını ya da kiralanmasını sağlamak, hedef kitleyi oluşturanları bilgilendirmek veya ikna etmek amacıyla reklam verenler tarafından herhangi bir mecrada yazılı, görsel, işitsel ve benzeri yollarla gerçekleştirilen pazarlama iletişimi niteliğindeki duyurulardır.” şeklinde tanımlanmıştır. Bu durumda TTK m. 55/1, a, 6 sayılı cümlede belirtilen haksız rekabet hâlinde reklamda anlatılmak istenen, sadece televizyon kanallarında yayınlanan kısa videolar şeklindeki reklamlardan ziyade genel mahiyette Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği m. 4/1, n bendinde belirtilen herhangi bir mecrada yazılı, görsel, işitsel vb. yollarla gerçekleştirilen pazarlama iletişimi niteliğindeki duyurulardır.

3.1.2. REKLAMIN UNSURLARI

Reklamdan söz edebilmek için, bir malın tanıtımının gerçekleştirilmesi gerekir. Tanıtım; malın, etiketinin tüketicilere ulaştırılması olarak anlaşılmalıdır. Reklamların asıl ulaşmak istedikleri hedef kitle tüketicilerdir ve tüketiciler, reklamlar aracılığı ile belirli bir mal veya hizmeti almaya zorlanırlar. Malın veya hizmetin sürümünü artırmaya yönelik reklam, söz konusu mala veya hizmete ilişkin bilgiler vererek olabileceği gibi; malı veya hizmeti üreten, dağıtan, satan şahsa veya reklam verenin yaymak istediği ticari bir fikre yönelikte olabilir. Reklam veren kişi herhangi bir malı ya da hizmeti tüketicilere tanıtmayı, dolayısıyla bu mal ve hizmetlerin satışını artırmayı amaçlayan kişidir.
Reklamın saldırgan olması durumunda saldırgan satış yöntemi olarak sayılıp haksız rekabet teşkil edip etmediği tespit edilirken, tanımının yanında unsurları da oldukça etkili ve belirleyici olmaktadır.

3.1.3. REKLAMIN HUKUKİ NİTELİĞİ
Reklam temelde bir hak olarak nitelendirilmekte ve sınırları ilk olarak TMK m. 2 ile sonrasında haksız rekabet hükümleri ile çizilmektedir. Reklam hak olarak kabul edilmektedir. Çünkü reklam, rekabetin gerçekleştirmesi açısından en önemli araçlardandır ve hukuk düzenince bu hak korunmaktadır. Reklam hakkı temelini ifade özgürlüğünden kaynaklanan iletişim hakkıyla ve tıpkı rekabet hakkında olduğu gibi çalışma ve sözleşme özgürlüğüyle oluşturur.
Reklamın hukuki niteliğinin bir öneri veya olduğu düşünülmektedir. Bir reklam, sözleşmenin kurulması için gerekli tüm unsurları taşıyorsa ve reklam yapanın reklamdaki beyanıyla bağlanma niyeti bulunuyorsa reklam bir öneri niteliği taşır.
Reklamın genellikle sözleşmenin tüm esaslı unsurları içermemesi, sadece sözleşmenin yapılması için ürünün ilgi çekici yanlarını tanıtması ve reklam verenin bağlanma niyeti olmamasından dolayı daha çok öneriye davet niteliği taşıdığı da savunulmaktadır. Zira 6098 sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 8/II uyarınca gazete ilanları, reklam afişleri, katalog, tarife ve fiyat listeleri aksi açıkça ve kolaylıkla anlaşılmadıkça birer öneri sayılır.
Bir başka görüşe göre ise reklamın yapılması, istenen sözleşmeye yönelik önemli ve ilgi çekici noktalarını sergilemekten ibarettir ve zaman bakımından öneri ve öneriye davetten önce gelmektedir. Sonuç itibariyle, ortak bir noktada varılan sonuca göre, reklam her durumda ve her olayda ayrı ayrı unsurlar taşıyabileceğinden gireceği hukuki kalıbın hükümlerine tabi olacaktır.

3.1.4. SALDIRGAN REKLAM TÜRLERİ
3.1.4.1. Tüketicilerin Hislerini İstismar Eden Reklamlar

Tüketicilerin hislerini istismar eden reklamlar, reklama maruz kalan kişilerin merhamet, sevgi, şefkat, dindarlık, acıma gibi hislerine yoğunlaşıp kişilerin bu hislerini öne çıkarıp, mal veya hizmetin satın alınmasına ilişkin kararlarını etkileyen reklamlardır. Bu reklamlarda aldatıcılık unsuru olmamaktadır. Bu reklamlar mal veya hizmetin satın alınma sürecinde müşterinin duygularını istismar ederek, karar verme iradesini bozmaktadır. Bir başka deyişle müşteri istismar edilen duygularına yenik düşer ve satın alma kararı verir. Bu kararı malın fiyatına, kalitesine, niteliğine bakmadan verir.
Tüketicilerin hislerini istismar eden reklamlar, rekabetin emek ve çabaya dayanma ilkesini ihlal eder ve saldırgan nitelik taşıması halinde de haksız rekabet sayılır. Bu nedenle TTK m. 55/1-a, 8 anlamında saldırgan reklam olarak değerlendirilmesi gerekmektedir. Bu durum Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği “temel ilkeler” başlıklı 5. maddesinde reklamların hasta, çocuk, yaşlı ve engellileri istismar edici ifadeler ve tüketicilerin korkularını ve batıl inançlarını istismar edici ifadeler içeremeyeceği vurgulanmıştır.
“Saldırgan satış yöntemlerinin” özelliği müşterilerde satın alma zorunluluğu hissini doğurmasıdır. Bu tarz zorunluluk hissinin yaratılması müşterinin karşı tarafa duyduğu minnettarlık duygularından kaynaklanır.
Örnek olarak bir hayvan barınağı ile ilgili reklam filminde, o barınağa bağış yapan firmaların logolarına filmde yer verilmesi ve bağış yapılmaması halinde barınak hayvanlarının öleceğinin belirtilmesi verilebilir. Tüketicinin hislerine yönelik her reklam haksız rekabet fiili olarak kabul edilmemelidir. Ancak reklamların saldırgan nitelikte olanları müşterinin serbest seçim ve karar alma iradesini etkilemelidir.

3.1.4.2. Bilinçaltı Ve Telkin Edici Reklamlar

Bilinçaltı reklamlar Ticari Reklam ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği’nin 6 ıncı maddesinde “çok kısa sürelerle imaj veren elektronik aygıt ya da başka bir araç kullanılarak veya yapılarını izleyenlerin fark edemeyecekleri ya da bilemeyecekleri bir biçime sokarak bilinçaltıyla algılanmasını sağlayan reklamlar” olarak tanımlanmaktadır. Bu tekniklerin kullanılması yasaklanmıştır. Bu reklamlarda, uyarılar alıcı tarafından bir şekilde algılanır fakat sürenin ve yoğunluğun azlığı nedeniyle tam manasıyla bilinçli bir algılama ortaya çıkmamaktadır. Örneğin; ABD’ de film gösterimi sırasında, saniyenin üç binde biri kadar olan bir dondurma reklamının perdeye yansıtılması sonucu dondurma satışlarının % 60 oranında artış olduğu gözlemlenmiş bu nedenle de bu ve buna benzer bilinçaltı reklamlarının saldırgan nitelik arz ettiği kanısına varılmıştır. Reklam maruz kalan kişilerin karar alma serbestileri etkilenmektedir.
Telkin edici reklam ise, tüketicide psikolojik dürtüler meydana getirerek reklamı yapılan ürün veya hizmetin satın alınması konusunda herhangi bir haklı gerekçesi olmaksızın satın alınması olan reklamlardır. Bu reklamlar da alıcının karar alma serbestisi üzerinde etkili olduğu için saldırgan nitelikte sayılmaktadırlar. Örneğin “870 Frank 4 psikanaliz seansının ortalama ücretidir; bu ücret aynı zamanda finansal kiralama sözleşmesi ile kiralanan bir Volvo 345 DL’nin birinci taksitinin tutarıdır” denilerek alıcıyı seansın fiyatının azlığı konusunda algı oluşturarak ikna etmeye çalışmaktadır.

3.1.4.3. Telekomünikasyon Aracılığıyla Ortaya Çıkan Saldırgan Reklamlar

6563 sayılı Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun (ETDHK) m. 6 ‘ ya göre “Ticari elektronik iletiler, alıcılara ancak önceden onayları alınmak kaydıyla gönderilebilir. Bu onay, yazılı olarak veya her türlü elektronik iletişim araçlarıyla alınabilir. Kendisiyle iletişime geçilmesi amacıyla alıcının iletişim bilgilerini vermesi hâlinde, temin edilen mal veya hizmetlere ilişkin değişiklik, kullanım ve bakıma yönelik ticari elektronik iletiler için ayrıca onay alınmaz.” hükümden anlaşılacağı üzere ticari e-postaların gönderilmesi müşterinin önceden vermiş olduğu onayına bağlıdır.
Ticari iletinin sık sık gönderilmesi, gece saatlerinde telefon aramaları yapılması, yetmeyip ev telefonundan aramak ve bu aramaların defalarca yapılması ortada saldırgan bir satışın söz konusu olduğuna ilişkindir. Bu şekilde saldırganlık boyutuna ulaşmadan ETDHK m. 6’ ya aykırı olarak önceden izin alınmadan gönderilen iletiler ve yapılan telefon aramaları ise tam manasıyla saldırgan satış yöntemi ve reklam olarak değerlendirilmese de, genel anlamda haksız sayılır.

3.2. SALDIRGAN SATIŞ YÖNTEMLERİNİN AŞIRI YARARLANMA (GABİN)BAKIMINDAN İNCELENMESİ

Eski 818 Sayılı Türk Borçlar Kanunu m. 21’ de gabin olarak düzenlenen ve TBK m. 28’ de aşırı yararlanma olarak değiştirilen hükümde aşırı yararlanma, taraflardan birinin zor durumda kalmasından, deneyimsiz olmasından yararlanarak karşılıklı edimler arasında açık bir oransızlık bulunan sözleşmenin yapılmasıdır şeklinde açıklanır.
Her oransızlık aşırı yararlanmayı oluşturmaz çünkü hukukta oransızlıkla ilgili kesin bir ölçüt yoktur. Aşırı yararlanmanın oluşması için bir tarafın diğerini sömürmesi gerekir. Sömürme bir tarafın karşı tarafı çaresizliğinden dolayı bir malı veya hizmeti değerinden çok daha fazla fiyata almaya zorlamış olmasıdır.
Aşırı yararlanmanın Yargıtay tarafından, kişide maddi olabileceği gibi manevi olarak da etki yaratabileceği vurgulanmıştır.
Saldırgan satış yöntemleri de aşırı yaralanmanın doğmasına sebep olan hallerden biridir. Aşırı yararlanma ve saldırgan satış yöntemlerinde hukukumuzda ortak korunan menfaatler mevcuttur. İki durumda da zayıf güçlüye karşı korunmaktadır. Müşterinin karar verme özgürlüğü kısıtlandığında haksız rekabet doğacaktır. Keza buna maruz kalan kişi edimler arasında oransızlık varsa aşırı yararlanma hükümlerine de gidilecektir. Saldırgan satış yöntemleri her halükarda aşırı yararlanmaya sebep olacak koşullar içine girmektedir.

4. HAKSIZ REKABETİN SONUÇLARI

Hukuki Sorumluluk

Haksız rekabet sebebiyle ileri sürülebilecek talep ve davalar TTK m. 55-60 arasında düzenlenmiştir. Haksız rekabetin failinin dava ve talepler ile karşı karşıya kalması hukuki sorumluluk olarak nitelendirilir. Zarar gören TTK hükümlerine dayanarak hukuk davalarını açabileceği gibi şikayet hakkını kullanarak karşı tarafın cezai sorumluluğuna giderek ceza davası da açabilir.
Davacılar
Dava açma hakkı TTK m. 56 hükmü ile üç grup halinde sayılmıştır. Bu hükme bakıldığında dava açma sadece rakiplere değil, müşterilere ve mesleki ve ekonomik birliklerle kamusal nitelikteki kurumlara da verildiği görülmektedir.
Haksız rekabete uğrayan veya uğrama tehlikesi altında olan kimse; TTK m. 56/1 uyarınca ‘‘haksız rekabet sebebiyle, müşterileri, kredisi, mesleki itibarı, ticari faaliyetleri veya diğer ekonomik menfaatleri zarar gören veya böyle bir tehlikeyle karşılaşabilecek olan kimse hükümde sayılan davaların tümünü açabilmektedir.’’ hükümden de anlaşılacağı üzere dava açma hakkı sadece zarar gören kişilere değil zarar görme tehlikesi altında bulunan kişilere de tanınmıştır.
Müşteriler; TTK 56/1 de müşterilerinde dava açma haklarının olduğundan bahsedilmiştir. Müşterilerin haksız rekabet ile karşı karşıya kaldıklarında tespit, men ve eski hale iade davaları açabilmeleri için zarar görme tehlikesinin varlığı yeterlidir. Zarar şartı bir tek manevi tazminat davasında aranmaktadır.
Mesleki ve ekonomik birlikler, sivil toplum kuruluşları, kamusal nitelikteki kurumlar; TTK m. 56/3’ de kanun koyucu ‘‘ticaret ve sanayi odalarına, esnaf odalarına, borsalara, tüzüklerine göre üyelerinin ekonomik çıkarlarını korumaya yetkili bulunan mesleki ve ekonomik birliklere, tüzüklerine göre tüketicilerin ekonomik menfaatlerini koruyan sivil toplum kuruluşlarına ve kamusal nitelikteki kurumlara da, haksız rekabet dolayısıyla dava açma hakkı’’ vermiştir. Kanun hükmünden de anlaşılacağı üzere haksız rekabetle oldukça geniş bir koruma amaçlanmıştır.

Davalılar
Haksız rekabet davaları bizzat haksız rekabeti gerçekleştiren kişiye karşı açılmaktadır. TTK m. 55’ de sayılan hallerden en az birini işleyen kişiye karşı açılır. Haksız rekabetle karşı karşıya kalan kişilerin rakip olmasına veya tacir olması gerekmez. Zaman zaman müşteriler haksız rekabet davasında davalı olarak da karşımızca çıkabilirler. Haksız rekabet fiili herkes tarafından işlenebilir.
Çalıştıran; haksız rekabetin çalışanlar tarafından işlenmesi durumunda bu kişileri çalıştıranların sorumluluğu ayrıca TTK m. 57/1’ de ‘‘haksız rekabet fiili, hizmetlerini veya işlerini gördükleri sırada çalışanlar veya işçiler tarafından işlenmiş olursa, 56 ncı maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davalar, çalıştıranlara karşı da açılabilir.’’ şeklinde düzenlenmiştir.
Basın, yayın, iletişim ve bilişim kuruluşları; burada da TTK m. 58/1 ‘ de ‘‘Haksız rekabet, her türlü basın, yayın, iletişim ve bilişim işletmeleriyle, ileride gerçekleşecek teknik gelişmeler sonucunda faaliyete geçecek kuruluşlar aracılığıyla işlenmişse, 56 ncı maddenin birinci fıkrasının (a), (b) ve (c) bentlerinde yazılı davalar, ancak, basında yayımlanan şeyin, programın; ekranda, bilişim aracında veya benzeri ortamlarda görüntülenenin; ses olarak yayımlananın veya herhangi bir şekilde iletilenin sahipleri ile ilan veren kişiler aleyhine açılabilir’’ şeklinde düzenlenmiştir.

Açılabilecek Davalar
TTK m. 56/1 hükmünce haksız rekabet fiilinin gerçekleşmesi halinde; tespit, men, maddi durumun ortadan kaldırılması, beyanların düzeltilmesi amaçlı refi davası, kusurun bulunması halinde tazminat davası ve son olarak TBK m. 58’ de sayılan şartların gerçekleşmesi halinde manevi tazminat davası açılabilmektedir. Söz konusu davalarda görevli mahkeme Asliye Ticaret mahkemesidir. Süreler bakımından düzenlemede TTK m. 60/1 de ‘‘56 ncı maddede yazılı davalar, davaya hakkı olan tarafın bu hakların doğumunu öğrendiği günden itibaren bir yıl ve her hâlde bunların doğumundan itibaren üç yıl geçmekle zamanaşımına uğrar. Şu kadar ki, haksız rekabet fiili aynı zamanda 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu gereğince daha uzun dava zamanaşımı süresine tabi olan cezayı gerektiren bir fiil niteliğinde ise, bu süre hukuk davaları için de geçerli olur.’’ şeklinde açıklanmıştır.

Cezai Sorumluluk
Kanun koyucu hukuki tedbirleri yeterli bulmayıp haksız rekabet doğuran kişiye karşı cezai yaptırımların uygulanabileceğini de düzenlemiştir. Belirlenen cezai hükümler caydırıcı nitelikte ve kamunun yararına olan dürüst ve bozulmamış rekabeti tekrar sağlamaya yöneliktir. ETTK ‘ da var olan cezai hükümler TTK ile oldukça önemli değişikliklere uğramıştır. Ayrıca haksız rekabet tüzel kişi tarafından işlenirse TTK m. 63 uyarınca ‘‘Tüzel kişilerin işlerini görmeleri sırasında bir haksız rekabet fiili işlenirse 62 nci madde hükmü, tüzel kişi adına hareket eden veya etmesi gerekmiş olan organın üyeleri veya ortakları hakkında uygulanır. Haksız rekabet fiilinin bir tüzel kişinin faaliyeti çerçevesinde işlenmesi hâlinde, tüzel kişi hakkında bunlara özgü güvenlik tedbirlerine de karar verilebilir.’’ hükmü uygulanacaktır.

SONUÇ

Gelişen pazarlama teknik ve yöntemleriyle birlikte zayıf konumda olan müşteri ve tüketicilerin korunması gerekmiştir. Pazarlama tekniklerinin gelişmesiyle müşteri ve tüketiciler çeşitli saldırgan satış yöntemlerine maruz kalmıştır. Ülkemizde saldırgan satış yöntemlerine ilişkin herhangi bir düzenlemenin yokluğunda, çok sayıda tüketici mağduriyet yaşamıştır. Daha sonra bu yönde İsviçre Haksız Rekabete Karşı Kanun ve Avrupa Birliği Yönergeleri kaynak alınarak yapılan düzenlemelerle koruma başlamıştır.
6762 sayılı Türk Ticaret Kanunundan farklı olarak 6102 sayılı Türk Ticaret Kanununda saldırgan satış yöntemleri birer haksız rekabet hali olarak yer almıştır. Daha sonra 2014 yılında yürürlükte olan Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve kanuna dayanılarak 2015 yılında yürürlüğe giren Ticari Reklamlar ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ile tüketicilerin özel olarak haksız ticari uygulamalara karşı korunması amaç edinilmiştir. Yine 2015 yılında yürürlüğe giren Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun ile de tüketicilerin bu alanda korunması yoluna gidilmiştir.
Haksız rekabet, serbest rekabet piyasasında, kişilerin hak olarak kullandığı ve her hak gibi dürüstlük kurallarına uyularak hukuki sınırlar çerçevesinde kullanmak zorunda olduğu rekabeti, mal ve hizmet sunduğu kişileri etkilemek amacıyla, herhangi bir şekilde rekabet ilişkisine girdiği kişilere karşı dürüstlük kurallarına aykırı davranışlar yoluyla kullanması olarak tanımlanabilir.
TTK m. 55/1-a, 8 de düzenlenen bu haksız rekabet halinde müşterinin karar verme özgürlüğünün sınırlandırılması esas alınmıştır. Ancak bu yapılırken saldırgan satış yöntemlerinin kullanılmasına değinilmiştir. Saldırgan satış yöntemleriyle anlatılmak istenen, tüketicinin kendisini bir malı veya hizmeti satın almak zorunda bırakan uygulamalardır. Bu zorunluluk ise mal ve hizmete tamamen yabancı olan, vefa, nezaket, korku, acıma, dini duygu, minnettarlık, veya utanma gibi hislerle ortaya çıkmaktadır. Satın alma iradesi esasen sakatlanmış hatta ortadan kaldırılmış bir iradedir. Bu iradenin ortaya çıkmasıyla TTK m. 55/1-a,8 de saldırgan satış yöntemlerinin kullanılmasından bahsedilmiştir. Hükmün benzer şekilde kaleme kalındığı İsviçre Haksız Rekabete Karşı Kanunu m. 3/h ile, İsviçre öğretisinde uygulanan ve müşterinin karar verme özgürlüğünün kısıtlanmasını çok geniş şekilde yorumlanmasının önüne geçmek amacıyla “özellikle” saldırgan satış yöntemleriyle karar verme iradesinin kısıtlanması şeklinde düzenlemiştir. Bu ifade esasında “saldırgan satış yöntemini” niteleyen ve nasıl olması gerektiğini anlatan bir ifadedir. TTK gerekçesine göre, “özellikle” ifadesi hükmün uygulanabilmesinin şartıdır ve her saldırgan satış yöntemi bir haksız rekabet hali olmamaktadır. Tüketiciye uygulanan her satış yönteminin değil saldırgan nitelikte olan, tüketicinin zorlama, taciz ve aşırı etkiyle karar verme iradesini etkileyen veya bozan yöntemlerin uygulanması gerektiğini vurgulamaktadır. Bu sebeple, karşı tarafa uygulanan satış yönteminin ağır, özellikli ve müşteride bariz bir etki oluşturan yöntemler olması gereklidir.
Saldırgan uygulama, davranış ve reklamların ortaya çıktığının tespiti halinde ise hangi yatırımların uygulanacağı incelenmiş ve belirtilmiştir. Bu durumda davranış ve uygulamanın niteliğine göre TTK, Tüketicinin Korunması Hakkında Kanun ve buna dayanılarak çıkarılan Ticari Reklamlar ve Haksız Ticari Uygulamalar Yönetmeliği ve telekomünikasyon yoluyla oluşan reklamlar için ayrıca Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun uygulanacaktır.

KAYNAKÇA

AKSOY, Ali Mehmet, 2005/29/AT Haksız Ticari Uygulamalar Direktifinde Düzenlenen Haksız Rekabet Halleri Ve Uygulama Örnekleri, İÜHFM, http://static.dergipark.org.tr:8080/article-download/f56b/6568/4c5c/imp- 264148-0.pdf,
( Son e.t: 14/05/2020)

ARKAN, Sabih, Ticari İşletme Hukuku, Banka Ve Ticaret Hukuku Araştırma Enstitüsü, 21. Bası

BAKAN Muhammet, DOĞAN İnci F., Rekabet ve Türk Ticaret Kanununda Haksız Rekabet, Social Sciences Studies Journal, SSSjournal (ISSN:2587-1587), Sayı 16, Makale Yayın Tarihi 22.04.2018

BİLGİLİ, Fatih, DEMİRKAPI, Ertan, Ticaret Hukuku Bilgisi, Dora Basın Yayım, 12. Baskı, Bursa, 2017

ÇINAR, Nihal, Türk Ticaret Kanunu’na göre Haksız Rekabet Ve Yaptırımları, Kocaeli Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Lisans Tezi, Kocaeli, 2014

ERTAN NOMER, Füsun, HELVACI, Mehmet, KAYA, Arslan, KENDİGELEN, Abuzer, ÜLGEN, Hüseyin, Ticari İşletme Hukuku, 12. Levha Yayınları, 5. Bası, İstanbul, 2015

GÜNDEM, Murat, Türk Ticaret Kanununda Düzenlenen Haksız Rekabet Suçları, Yüksek Lisans Tezi, Zirve Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Kamu Hukuku Anabilim Dalı, Gaziantep 2014

GÜNDÜZ KOÇAK, Şirin, Haksız Rekabette Hukuk Davaları, Akdeniz Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Antalya, 2019

HAS, Hüsniye, Seçilmiş Bazı Malların, İş Ürünlerinin Veya Faaliyetlerin Tedarik Fiyatının Altında Satışa Sunulmasının Reklamlarda Vurgulanmasıyla Oluşan Haksız Rekabet Hali, Dokuz Eylül Üniversitesi Yüksek Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlamamış Yüksek Lisans Tezi, İzmir, 2019

KAPLAN, Ahmet Galip, Elektronik Ortamda İşlenen Haksız Rekabet Halleri, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Isparta, 2019

OKAN, Neval, Saldırgan Satış Yöntemlerine Karşı Tüketicilerin Korunması, Anadolu Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C. 2, Sy. 4, 2016, http://andhd.dergi.anadolu.edu.tr/yonetim/icerik/makaleler/97-published.pdf,
(Son e.t: 14/05/2020)

ÖZDEMİR, Semih Sırrı, Haksız Rekabet Kavramı Açısından Dürüstlük Kuralına Aykırı Reklamlar, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2012

PINAR, Hamdi, Reklam ve Satış Yöntemlerine İlişkin Haksız Rekabet Halleri, Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi tarafından 10-11-12 Mayıs 2012

SAVAŞ, Firdevs, Haksız Rekabet Hukukunda Saldırgan Satış Yöntemleri, Gazi Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü, Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Ankara, 2018

SAVAŞ, Firdevs, Reklam Vasıtasıyla Ortaya Çıkan Saldırgan Ticari Uygulamalar, Cumhuriyet Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Dergisi, C. 18, Sy. 2,2017, http://static.dergipark.org.tr/articledownload/b1d1/9d15/4e90/5a1832fd0ac4e.pdf?,
TEKELİOĞLU, Numan, Tüketicinin Korunması Açısından Hukuka Aykırı Reklamlar, Süleyman Demirel Üniversitesi Sosyal Bilimler Enstitüsü Özel Hukuk Anabilim Dalı Yayınlanmamış Yüksek Lisans Tezi, Isparta 2016